Naci Elmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Naci Elmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2012 Pazar

OLMAYAN ADALETİN NEFERLERİ




Dostlar
Sanmayın yemekteyim orucumu
Filistin'de seferiyim
Yanmış bir çocuk cesedi
Nasıl da andırıyor
Evde bıraktığım çocuğumu

Dostlar
Sanmayın yemekteyiz orucumuzu
Bosna'da seferiyiz
Dudaklarımızda donmuş ıslıklar
Kulaklarımızda taze çığlıklar
Mostar'da Nevesinje'de katledilenleri gizleyemiyor
Borisavac'taki Yetmiş Dokuz metrelik
Doğal yarıklar

"Marina"kabus görmekteydi
Tam On Bir Bin Otuz Üç metreden
Bosnalı hamile bir kadın düşmekteydi
Bebek kurtulacak Marina'da kalacak
Bosnalı anne ölecekti

Borisavac'taki Yetmiş Dokuz metrelik
Doğal yarıklar
Yanmış parçalanmış cesetleri
Kusar, kusar, kusar
Günlerden belki Salı belki Pazartesi
Ne fark eder
Kabusunda Marina
Borisavac diye sayıklar
On Bir Bin Otuz Üç metreden duyulur sesi

Dostlar daha dün
Sanmayın yemekteydik orucumuzu
Bir Siu kampında seferiydik
Soykırımın tam içinde
Yaralı Diz'deydik

Dostlar daha dün
Cezayir'deydik
1830 Yılıydı
Fransız Kolonisi'ne geçiyor Cezayir
Şehit olmamız yakındı

Bir o kadar da
Yaralı Diz'deydik
Siu'nun Oscar'ı
Reddediş biçimindeydik

Dostlar
Biz hiç bir zaman yemedik orucumuzu
Her an her yerde seferiydik
Hiroşima'da Nagazaki'de Japonduk
Küba'da Bolivya'da Ernesto

Beyaz adamlar hiç bir zaman
İnmediler atlarından
Vahşetin içinden geçtiler
Sabrın sınırlarını zorladılar
Kan damlıyordu atlarının kanatlarından

Irak'ta Şii olduk Sünni olduk
Kerkük'te Türkmen

Ne yalan söyleyeyim
Birbirimizi de öldürdük
Yerden yere vurduk
Saddam'ı sevmedik lakin
Heykellerini biz dövmedik

Bir hesap yaptık
Yanlış hesap Bağdat'tan dönmeliydi
Yanlış hesap yaptık
Yanlış hesap Bağdat'tan dönmeyecekti

Öyleyse ana gibi yar
Bağdat gibi diyar da olmamalıydı
Bağdat'ın anası ağlıyor
Bağdat'ın anası ağladı
Şu söz yerinde kaldı
"Ağlarsa anam ağlar
gerisi yalan ağlar"

Dostlar
Biz hiç bir zaman yemedik orucumuzu
Her an her yerde seferiydik
Şairdik elhamdülillah
Olmayan adaletin neferleriydik

Ne kurşun sıktık
Ne tüfek omuzladık
Ne İtalyan mayını olduk
Kalleşçe patladık
Madımak'ta tam Otuz Altı kişiydik
Sırat köprüsünden atladık

Şair olmasak
Kurtuluş Savaşı olurdu bizlerden olsa, olsa
Destan olmak yakışırdı yani
Kağnı Komutanı anneler olurduk her birimiz
Veyahut da en masumundan çocuklar

Baba olsa kimimiz
Kuvvacı babalar olurdu
Damat Ferit'ler değil
Her biri çoktan şehit

Yoksa, yoksa
Her birimiz sınırları kanla çizilmiş
Mazlum devletler miyiz?

Zira her an her yerde seferiydik
Olmayan adaletin neferleriydik.

Dostlar
Biz hiç bir zaman bozmadık orucumuzu
Her an her yerde seferiydik
Kusurlarımız bize ait
Kimimiz Mustafa Kemal'dik
Dolmabahçe'de o balıkçı barınağında
Kuvvacı balıkçı kurardı iftar soframızı
Kaldırırdı kadehini Mustafa Kemal
Rakıyla beyaz leblebiyle
Öderdik Allah’a borcumuzu

Kimimiz Yakup'tuk
Çağrılmadık
Hiç gelmedik
Çağrılsak da zaten gelmeyecektik
Gelecek olsak
Zaten çağrılmayacaktık
Edip Cansever'dik çoğu zaman
Kuyudaki suyla açtık orucumuzu

Dostlar
Bir şairin yerine koyarsanız kendinizi
Seferilik bulaşır
Gayrısı
Olmayan adaletin neferlerisiniz
Sıkıysa tutun orucunuzu

Bir kadeh rakı
Yanında beyaz leblebi
Mustafa Kemal'le kadeh tokuşturur
Evrenle bütünleşirsiniz
Yakup olur, kuyuda yaşar
Hiç çağrılmadığınız yerlere gidersiniz

Bir garip Orhan Veli ölür,
Dalgacı Mahmut yüzünü buruşturur
Düşer elinden boyası, fırçası

Şairce ödersiniz
Allah’a olan borcunuzu

Naci ELMALI

İKİLEM



Konuştukça şair susuyorum
Tüm şehir beni susuyor
Sustukça sır konuşuyorum
Surdibi'nde bir Çengi düşlerini parçalıyor

Ey ahali !
Parçalanan kemanın konçertosu nasıldır?
Nasıl çalmadan girerse yalansız bir aşk kapıyı
- ki her kapı her yalana en az iki defa içeriden kilitlidir
İşte öyle giriyor yüreğime
7 oktavlık bir ses gibi aşk

Hem çilingir
Hem hırsız

Naci ELMALI

29 Nisan 2012 Pazar

GÖBEK MESELESİ



Küfünü atalım hayatın
Bozulmamış tarafından
başlayalım yemeye
Ben bir lokma yemişim
sen iki lokma
Kavgası yapılır mı hiç bunun?
Ben, İki merdiven çıkar dururum
Sen, Bir merdiven çıkar durursun
Eee herkesin göbeği kendine
yorulursun

Naci ELMALI

20 Nisan 2012 Cuma

EKSİK ALFABE




Yumuşak ge ile başlamıyor hiç bir sözcük
Ama bitebiliyor, biliyoruz
Bazı cümlelerin sonuna
Nokta koymasak da olabiliyor
Bitebiliyor bazı cümleler, noktasız
Ve noktasız cümleler kurabiliyoruz
Bitmiş, tükenmiş, pervasız

Soru işaretlerimiz bile var her birimizin
İnanır mısınız?
-işte bir tanesi çıktı bile-
İnandınız mı?
-alın bir tane daha-
Halen inanmadınız mı?
-bakın bir tane daha-
En tuhaf soruları sorabiliyoruz
Ömürlük sorular
"ilahi", "pes" dedirtecek kadar

Bittiğini, biteceğini biliyoruz her bir şeyin
Sonu var dinlediğin şu müziğin
A benim entel dantelim
Bütün klasikleri ezberledin mi yoksa?
Hiç, bitmeyecek mi sanmıştın
O coşkuyla dinlediğin
Dokuzuncu Senfoni’nin?
Çalardın değil mi,

Beşinci bir mevsimi olsaydı Vivaldi'nin?
Sonu yok bir tek sonun
Hepsinin sonu var, ah hepsinin
Klasiğin, Arabeskin, Flemenkin
Belki şu film, kaçıncı izlediğim film
Bak şu karesinde daha önce de gülmüştüm
Lakin şu attığım kahkaha
Önceki kahkaha değildir
İşte şu karesinde sevdiğim artist ölmüştü
Sanki ben de ölmüştüm
Şu karesinde de ağlamıştım
Öylesine dolu ki göz pınarlarım
-fazlasıyla ağlayabilirim ama şimdi ağlayamıyorum-

“Aynı ırmakta ikinci kez yıkanamayız”
Demişti ya Herakleitos
Aynı filmi kaçıncı kez izleyebiliyoruz
Aynı karede aynı kahkaha atılmıyor, biliyoruz
Aynı karede aynı gözyaşı akıtılmıyor
Ve hayatımıza yeni bir şey katılmıyor
Sonu olmayan tek şey, sondur
Eşikte öylece durabiliyoruz
Bu şiirin de bir sonu var elbet
Uzatmaya ne hacet
Bak işte bitti, gitti
Gidiş o gidiş

Noktasız cümleler kurabiliyoruz
Aynı ırmakta ikinci kez
Yıkanmasına yıkanabiliyoruz da
Su aynı su değil
Çıkan kir aynı kir değil
-yoksa şiir devam mı ediyor ne?
Tabi ya, bitirmeye ne hacet
Al işte etti, gitti
Ediş o ediş
Fark etmedin mi halen?
Şiir aynı şiir değil
Her şey tadında güzel, zamanında

Zaman mı dedim? Zaman ne peki?
Sonsuz olanda saklı
Bir sonludur zaman
Peki ne zaman?
-zaman, zaman-
Ya şakanın sırası değil, ne zaman?
-her zaman-
Sonu olmayan tek şey, sondur
Yaptığın yüksek binalarla övünme
A benim mühendisim, mimarım
Gücün yetiyorsa, şu zamanı dondur
Benim dondurduğum gibi bu şiiri
Demesin günün birinde çıkıp da biri
Yazdığın uzun şiirlerle övünme
A benim şairim, kafadan çatlağım
Gücün yetiyorsa,
kimsenin donduramadığı şu zamanı
Otur bir güzel ye,
istersen imgene bandır
Senin zaman dediğin
Tut ki, ekmektir sımsıcak
Haydi imge gereği olsun, tandır
Bak imgende ekmek oldu zaman
Ekmek ekmeğe banar mı
A benim şairim, et kafam
Gücün yetiyorsa, yerken zamanı
Zamanı zamana bandır
Zamanın durduğu an
Bil ki, o andır
Her bir şeyin sonu var elbet
Bu şiirin bile
Uzatmaya ne hacet
Bak işte bitti, gitti
Gidiş o gidiş

Noktasız cümleler kurabiliyoruz
Ne giriyoruz içeriye
Ne çıkıyoruz dışarıya
Eşikte durabiliyoruz
Görüyorsun ya, esnettikçe esniyor her şey
Biz onu bitmedi sanıyoruz
Örneğin pür dikkat
Bitmiş bir şiiri okuyorsun sen şimdi
Aynı şiiri üçüncü kez okuduğunu sanıyorsun
Elini bir tut bedenine
Güneşten daha sıcaksın, değil mi?
Cayır, cayır yanıyorsun
Gelirsek bunun nedenine...
Her şey biter, sonludur
Bitmesini istemediğin yerde
Bitmesini istemediğin zamanda
Bitmesini istemediğin durumda

Ah kaynayan bir kazandır 'an'
Fokur, fokur fokurdayan
Donmak da nedir
A benim şairim, canım, ciğerim
"An" denen o kazanda
Erim, erim erimektedir zaman
Elini bir tut bedenine
Güneşten daha sıcaksın, değil mi?
Cayır, cayır yanıyorsun
Gelirsek bunun nedenine...

Her şey biter, sonludur
Bitmesini istemediğin yerde
Bitmesini istemediğin zamanda
Bitmesini istemediğin durumda

"An" senin bedeninde
Bedenine yapışmış teninde
Tenine yapışmış ruhunda
Tıpkı "yumuşak ge" siz başlayan
Cümleler gibi başlamaz mı her şey, ansızın
Ve apansız bitmez mi?

Ve bir alfabede bir harf
Bırakın bir cümleyi, bir sözcüğü
Bir heceyi ancak başlatabiliyorsa
O alfabe eksiktir
A benim Türkçe öğretmenim, sidiklim
Ama hayat ne bir eksik
Ne bir fazladır
Zira, ansızın başlar her bir şey
Ve apansız son bulur

Bitmesini istemediğin yerde
Bitmesini istemediğin zamanda
Bitmesini istemediğin durumda

Naci ELMALI

7 Nisan 2012 Cumartesi

Barışmasına Barışalım da...




Haydi barışalım
Barışmasına barışalım da
Önce şu, zamanı bir durduralım
-kaçta durduralım?

Durmuş bir zamanda
Örneğin kaç olmalı saat?

Hey, sen! Bıyıklı olan adam!
Sen değil, sen devam et yoluna
-of, hepsi bıyıklı bunların
Şunu gösteriyorum canım, şunu
Hani iri kıyım, yarma gibi olan

Barış istiyorsan, önce
Saatini çıkar kolundan, fırlat ve at
Ve nerene sokacaksan
Ne yapacaksan o falaka sopanı
Koy uygun bir yere
Bir daha eline almamak üzere

Durdu mu zaman?
-diyelim durdu, durmaz ya...

Haydi o zaman filmi geriye saralım

Ne Hiroşimalar olmuş olsun
Ne Nagazakiler
Nazım, böyle bir şiir yazmamış
Zülfü’de bestelememiş
Bizler, dinlememiş
Dinlerken de ağlamamış olalım

Amerika diye bir ülke de yok
Ne Kristof Kolomb yaşamış
Ne de Macellan
Bizim oğlan büyümüş de küçülmüş
Kızılderili bursu kazanmış olsun
Doğanın nasıl korunacağı üzerine
Bir Siu Kabilesi’nde yüksek mastır yapsın
Anası konuya komşuya anlatsın
Şöööyle bir, koltuklarımız kabarsın

Biz, Uzak Asya’dan gelmemiş olabilirdik
Dört nala olmuş veya tırıs, tırıs
Çinlilerle barış içinde yaşayıp, durabilirdik
-bana Maocu diyenin…
Ne Çin Setti olabilirdi
Ne Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Ne EOKA’nın Kıbrıs Türkleri’ni katli
Ne Sevr olabilirdi, ne de Lozan
Herkes “tıp” oynar gibi tıpkı
Olduğu yerde kalabilirdi

Ah, barış diyorsun, diyorsun da
Şu zamanı durduramıyorsun
Bırak filmi geriye sarmayı
Filmi koparıp atamıyorsun
Ne Denizler kabardı bu memlekette
Ne Tayfunlar yaşadık
Ne işçi bayramlarında, işçiler katlettik
Ne Mangal tutuşturur gibi
Otel yakıp, ozanlar pişirdik

Barış, büyük savaşların eseridir
Onların küllerinden doğar
Savaşlarsa katillerin
Onların fikirlerinden doğar

Siz hiç bir katilin,
Barış için el uzattığını gördünüz mü?
Ben Kırkımı çıkardım,
Görmedim

Naci ELMALI / 2007

6 Nisan 2012 Cuma

GELGEÇ MEVSİMLER


Kiraz mevsimi geçmiş
Farkında bile değilim
Yürüyorum kiraz ağaçlarının altında
Bastığım her yer kiraz

Neden toplamamış insanlar
Dallarından bu kirazları ?
Hangi kiraz hangi ağacın
Düşerken kirazlar karışmış biraz

Armut mevsimi geçmiş
Farkında bile değilim
Yürüyorum armut ağaçlarının altında
Bastığım her yer armut

Neden toplamamış insanlar
Dallarından bu armutları ?
Hangi armut hangi ağacın belli
Armut dibine düşer derlerdi ya
Bundanmış besbelli

Neden toplamadınız?
Neden toplamadık?
Neden toplandık?
Neden coplandık?

Deniz mevsimi gelmiş
Okyanuslar aşıyorum herkes uykudayken
İz sürüyorum devrimci bir yakamoza dair
Çektiğim her kürek Deniz
Tuttuğum her balık Mahir
Ya yakamoz, ya yakamoz?

Naci ELMALI

5 Nisan 2012 Perşembe

UÇAN HALI




Bir gün tanrıtanımaz babamın
Uçan halısına bindim
Uykudayken annem, babam
Diyar, diyar gezdim

Kuzey Hindistan'da
Kral Aşoka oldum
İzin verdim Budha'ya
Dinini yayması için

Dünya malı bana kalmalıydı
Sangha'ya katılmalıydı
Bütün erkekler
Kadınları benim olmalıydı

Hinayana'nın kapısını açtım
Mahayana'nın kapısından indim
Digambara oldum çırılçıplak
Göğü giyindim

Sonra bir ıslık işittim
Kulaklarımı sağır edercesine
Uçan halısını çağırmıştı babam
Dipsiz bir kuyuya düştüm
Kuyunun suyundan içtim

Herkes Simurg'u Kafdağı'nda sanıp
Yoldukça tüylerinden birileri
Halil İbrahim bereketi olur, çoğalırmış tüyleri
Bunu Yusuf'tan öğrendim

Naci ELMALI
               

28 Mart 2012 Çarşamba

SEN OLDUĞUMU SÖYLER MİYİM?


Ben ki kurduğum illegal örgütlerin
gizli tanığı
dilini yitirmiş bir kitap kapağı
Silkelediğinizde
Kupkuru yapraklar dökülür sayfalarımdan
Siz baktığınızda yosun görürsünüz beni
Ben kokladığımda bahar koklarım sizi

Ben ki faili meçhul cinayetlerin
malum faili
toplatılmış bir kitabın yanık sayfası
Asimle ettiğinizde
Sahaflar Çarşısı düşer sayfalarımdan
Siz baktığınızda yasak görürsünüz beni
Ben kokladığımda firar koklarım sizi

Bana kaç cüzlük olduğumu soruyorlar sorguda
Söyler miyim hiç,
Bilmiyorum der miyim?
Siz Elif görürsünüz baktığınızda bana
Ben Lam koklarım, kokladığımda sizi
Hiç, Mim miyim ?
Der miyim?

Naci ELMALI

20 Mart 2012 Salı

Soru

Gök bilir. Masmavi açar sardunyalarım. Metazori. Pespembe olur gökyüzünde güneş.
Güneş bilir. Tozpembe kızarır gökyüzü bu yüzden. Tasını tarağını toplayıp dağılır bütün kış güneşleri. Yalancı yağmurları yağar göğün, sözüm ona zemherinin habercisi.
Yağmur bilir. Sağanak patladığında sonsuza damlarım, damladımmı. Damladım mı? Damladım. Göğün son damlasıydım. Arsızdım. Umarsızdım.    

Yer bilir. Kendi damlalarımdan ıslandım. Uçurtma şenliklerinde o devasa uçurtma bendim. O bütün çocukların kendi uçurtmalarının ipini bırakıp, hayretle ve hayranlıkla gösterdikleri, o upuzun kuyruklu olan bendim.
Rüzgar bilir. Sığınmıştım rüzgarın güçlü kanatlarına. Yağmura ilenmiştim. Büyük bir depremin habercisi gibiydim. Büyüklüğüm ölçülemez değildi ki. Sekiz nokta Dokuz. Ölçülebilir bir uğultuyla düştüm. Düştüm. Mutlu çocukların yüzlerinde o anlamsız, o şımarık gülüştüm. Bir küçük çocuğu kabus görmekten kurtardım. Kabusunu tatlı bir düşe dönüştürdüm.
Düş bilir. Oysa ki, kabuslarla çevrilidir ömrüm ve ben o ömürden nakışı gümüşten elbiseler dikerim. Ben terzi değilim ama ellerim, usta bir terzinin elleridir.
El bilir. El ayak çekilince kentin üstüne büyük bir yorgunluk çöker. Benim ağırlığım çöker kentin üstüne.
Kent bilir. Kuru bir kaldırım arar gözlerim. Islatmadığım, damlayamadığım kaldırımlarda yorgunluk gidermek isterim. Dostun bilmediğini el bilir. Gecenin o saatinde el avuç açar bir dilenci. Az ötede koca kafalı bir kedi kendinden kat be kat büyük çöp bidonunu devirir.
Gürültü bilir. Ben konuştum mu, susar gökyüzü. Susamış dudaklara su olmaya öykünen ben, damlayamadığım kaldırımlarda yorgunluğumu gidermeye çalışan ben, gideremem gökyüzünün susuzluğunu. Konuşmam bu yüzden. Susamasın diye gökyüzü.
Su bilir. Yağmurun bende birikip, sonra bana dönüştüğünü. Yani suya. Yani benim sende birikip, sana dönüştüğümü. Yani bana. Yani senin bende birikip, bana dönüştüğünü. -Sen bilir misin?-
Ben bilirim. Bilmediğim bir anda öleceğimi. Adını hiç bilmediğim ve bilmeyeceğim yetim bir çocuğun düşlerine gömüleceğimi.
Gömüt bilir. İçinde ben olmayacağımı. Envai çeşit oyuncağa dönüşeceğimi.
Çocuk bilir. Bilir de sorar yine de. Bilir ellerimi ardıma neden gizlediğimi. Oysa ki, her çocuk için baba, en sağlam, en kırılmaz oyuncaktır. Sorar yine de...

"Baba! Bana oyuncak aldın mı?"

Oyuncak bilir. Bir çocuğun kendisinden ne zaman sıkılacağını. Bilir bir oyuncak, bozulma ve kırılma anının gelip gelmediğini. Bilir. Hangi duvara fırlatılıp kaç parçaya ayrılacağını. Hangi çocukla paylaşılıp hangi çocukla paylaşılmayacağını.

Asla kırılmaz bir oyuncaktan, her an kırılıp parçalanabilir oyuncak istediğini; büyüyüp, duygusal zekası iyice geliştiğinde anlar çocuk.

Peki. Bir çocuk ne zaman büyür, sanırsınız?

Naci ELMALI

17 Mart 2012 Cumartesi

RİYAZİYE

Günü ikiye böl
Gece ve gündüz kalır geriye.
Lakin
Gündüzü ikiyle çarp
Bir gün olmaz.
Geceyi çıkar günden.
Gündüz kalır beriye.
Lakin
Geceyi ikiyle çarp
Bir gün olmaz.
Gündüzü çıkar günden
Gece kalır.
Toplasan bütün geceleri
Bir gün etmez.

Ne kadar bahsedersen dünden
-ki bir o kadar, eksilirsin bugünden.
Nasıl, bir araya getirsen bütün heceleri
anlamlı bir sözcük çıkmazsa ortaya
Bir araya toplasan bütün sözcükleri
Anlamlı bir cümle de kuramazsın hepsinden.
Yani... Yani...
Bütün gülüşleri bir araya getirsen,
o şen kahkaha çıkmaz.
Sesler de ilkokul çocukları gibidir.
Benzeyenleri olur, benzemeyenleri de...
Sınıflara ayrılır, calışkanları olur, tembelleri de...
Yarin kulağında onca kelimeden,
sadece "Sev" kalır.

Günü çarp günle
Günün karesi eder.
Günü kendisiyle üç kere çarp
Küpünü bulursun günün.

Gününü "Gün" et.
Düşmesin gözlerinin ferine keder.
Ne kadar acısı varsa da mazinin
Eseri kalmaz "Dün"ün.
Günler de yaşlılar gibidir.
Benzeyenleri olur, benzemeyenleri de...
Emekliye ayrılır, çalışanları olur.
Bir de oturanları, kahve köşelerinde...
Dünden ve yarından geriye, sadece "An" kalır.
Kapsar "Dün"ü, "Bugün"ü, "Yarın"ı "An".
Rakamlardan sıfırdır," Yutan".
Aslında öyle büyüktür ki "Gün"den.
Ne "Dün" görülebilir içinde
-geçmiş olur gider.
Ne eser kalır "Bugün"den.
-yarın olur biter.
Yeter ki sen unutmasını bir öğren.
Öyle bir "An" ki;
-tüm zamanların tanrıçası.
Öylesine anaç, öylesine doğurgan.
Hatırlamasını öğrendiğin için geçmiş var.
Oysa ki hatırlayabildiğin sadece anılar.
O anılar ki;
-bir çeşit "An"lar yumağıdırlar.
Sen hatırlayasın diye değil
Unutman için üst üste dolanırlar.

Yarını çarp yarınla
Karesini bulursun.
Yarını kendisiyle üç kere çarp
Küpünü bulursun yarının.

Bir uyuyup "Pir" uyandığında, her şeyi unutursun.
Her "An" kareköküdür, bir başka "An"ın.

Naci ELMALI

15 Mart 2012 Perşembe

PLASTİK İNDİGOLAR VE PLASTİK KRİSTALLER

En çok pazaryerlerini severdim
Nasıl da heyecanlandırırdı beni
Oyuncak tezgahının önünde durmak
Belki alınır diye en afilisinden
Bana da bir oyuncak

Pazardan alınma plastik bir araba
Nasıl da eğlendirirdi beni
Üzerine uzun bir tel bağlayıp
Bir de kıvırıp direksiyon yaparak
Dolaştırırdım sokak, sokak
Bir de güzel yıkardım eve dönünce
Ellerim suya ve toprağa değerdi
Akar giderdi toz, toprak

İştahsız olduğum günleri
Hatırlamıyor da değilim
İğneci kadın geldiğinde
Atmıştım kendimi karyolanın altına
Kaçmıştım köşe bucak

Yoğurtçu çıngırağını özlemiş kulaklarım
Bölerdi öğlen uykularımı
Babaannem para verince
Yoğurt almaya koşardım bir telaş
Sanırdım kaymağı kalmayacak
Şimdi paten kayan çocukları
Görünce gözlerim doluyor
Dikdörtgen bir kalas parçasına
Rulmandan tekerlekler takardım
Sürdüm mü, bilirdim
Benden küçükler peşime takılacak
Küçükler dedim de sahi,
Çocukluk aşkımı unutmam asla
Okşadığımda saçlarını
Fesleğen kokardı ellerim
Ve sanırdım dokunduğunda bana
Kalbim duracak

Patlangaç yapmıştık çitlembik ağacından
Sapan yapıp cam kırmışlığımız da var
Zaman nasıl geçerdi bilemezdik
Bir hurda kamyonetin kasasında
Köşe kapmaca oynarken her birimiz
Bilirdim, kimimiz Sekiz köşe olacak

Onlarcamız koşardık
Teneke bir kutunun peşinden
Mehmetlerin bahçesi büyüktü
En iyi yerdi kuka oynayacak
Düştüm mü incirden düşerdim
Yoksa ne vardı ağlayacak
Bakıyorum büyük alışveriş merkezlerinde
Çocuklar için yapay oyun yerleri var
Plastik bir kaydırak
Plastik bir tahtaravalli
Yanlarında bir de salıncak

Hangisi İndigo acaba şu çocukların?
Plastik kaydıraktan kayan mı?
Yok, yok o Kristal olmalı
Öyleyse şu sallanan İndigo’dur mutlaka
Tanıdım plastik salıncakta
Sallamadan sallanmasından onu
Kristal olan bak şu,
Düşerse plastik tahtaravalliden,
Belli ki, kırılacak

Plastik gülüşler biriktiriyorlar şimdi
İndigolar plastik
Kristaller plastik
Korkarım her biri ağladığında
Plastik ağlayacak

Naci ELMALI

SAKLI YASAK

Yasaklıyım.
Tut ki, filtresiz cigara gibi.
Dumanım tütünümden firaridir.
Ben ki, dumanımda saklıyım.
Firar ki, dudak tiryakisi kadının
hiç öpülmemiş dudakları.
Dudak
Bir bükümlük şaşkınlık ifadesi.
-İfadem işkence altında alındı.
İzleri avuçlarımda saklıdır.
Ellerim
Büsbütün sıkılmış yumruklar devşirir.
Devşirme bir rüzgar eser, az öteden.
Biraz esrik, en çok da mülteci.
Göğsüm
Bembeyaz çift kişilik yastığın
sımsıcak tek kişilik çukuru.
Geceleyin kayan yıldızları dinlendirir
Ve ben bu yüzden,
her gece bir dilek tutarak uyurum.
Uykum
Şarapnel sıyırmış
yaralı Arap çocuğunu besler, büyütür.
Büyürüm, içimdeki çocuğun oyuncak silahı düşer elinden.
Vurulmuştur.
Biraz yürür, ağır aksak ve yığılır kalır, yüzükoyun.
Düşlerinde bir servi gölgesi üstünü örter.
Örtü
Filtresiz bir cigaranın dumanını andırırcasına
sarar ergin bedenini.
Beden
Benim tapınağım.
Anahtarı sende saklıdır.

Naci ELMALI

13 Mart 2012 Salı

BATIK GEMİLER KUMBARASI


- I -

Batık gemiler kumbarasıdır deniz
Sissiz ve rüzgarsız bir havada, sessiz
Şöyle bir bakarsanız dibine, görebilirsiniz
Görebilirsiniz kendinizi ve diğerlerini
Sayabilirsiniz kaç kişisiniz, kimlerlesiniz
Ne zaman battınız, hangi gemidesiniz

Evet, evet yanlış duymadınız
Batık gemiler kumbarasıdır, deniz
Ve sizlere anahtar şiirler sunan bendeniz
Tüm samimiyetimle söylüyorum ki
Açamazsanız kumbarayı, kırabilirsiniz

Bir değil pek çok gemim var batık
Kendinizinkini değilse de,
Benim gemilerimi yakabilirsiniz

- II -

Dalgakıranın kıramadığı
Büyük bir dalgaydım
Bir bakış baktın
Kırıldım, tam orta yerimden

Korsan gemilerinin toplarıyla
Sürekli dövdüğü
O kimsesiz kıyıydı ellerim
Yakalamıştım, bir gemiyi palamarından

Nereden bilebilirdim gözlerinin
Dev bir liman olduğunu
Korsan gemilerini barındıran
Ah nereden bilebilirdim
Gözlerimin batık gemiler biriktirdiğini
Az önce ayrılmış o limandan

Naci ELMALI

9 Mart 2012 Cuma

meçhul

"Fiili meçhul" bir cümlenin elinden aldım heceyi
Yüklemi bol bir cümleye koydum

... Hoyrattı soru zarfları
Ellerinde cop
Ellerinde falaka sopası
Vurdukça vuruyorlardı heceye

Artık hece olmaktan çıkmıştı
Şu küçücük hece
Dönüşmüştü koskoca bir bilmeceye
-yine senin olmadığın bir gece

Hiç masrafsız, kelepir mısralarım vardı
Bir de ilk sahibinden, doktor bayandan imgelerim
Ve fiili meçhul cümleler kurmadım hiç
Çok sıkı şiir yazardım yazdım mı
Gelişi güzel zaman zarfları hariç
Bir örnek isterseniz
“yarın yazacağım” yazdıklarımı
“sabahleyin vereceğim”
-seninle uyanmadığım sabahı neyleyeyim

Bir dilek kipi, nezarette kendini asmıştı
Bir fiilin eli yanlışlıkla prize dokunmuştu
-aslında bütün harfler biliyordu ya
Az önce tıknaz mı tıknaz
Kel kafalı bir soru zarfı
Her birini sorgulamıştı
-beni sadece sen sorgula

“Fiili meçhul” bir cümlenin elinden aldım heceyi
Yüklemi bol bir cümleye koydum
Bir iş
Bir oluş
Bir hareket bildiren cümleler kurdum
Bir örnek isterseniz
"Deniz temizdir” dedim
"Komonissin sen" dediler
Kirlettikçe “kirlettiler”
-ben artık sende temizlenebilirim

Naci ELMALI

HİÇLİKTEN GELEN

Gecenin en pasaklı saati
Bir kabusla sıçradım
Ama ne sıçrama
Başım kızıl bir buluta değdi
Kibrit kutusu kadardı gökyüzü
Ve Kırk bulut vardı vasati

Düşündüm şöyle bir
Venüs’ün göğsüne sırtüstü yatıp
Bacaklarımı herhangi bir yıldızın üstüne atıp
Sanki ben artı yüklüydüm
Bulutlar eksi yüklüydü
Akmaya başladı tıp, tıp
Tanrının gözyaşları
Oysa az önce ölecekti
Gülmekten katılıp

Akan gözyaşlarına tutundum
Aktım tanrıdan bana geldim
Sanki anamın gözyaşlarıydım
Damladım kendime tıpatıp
Ben oldum sana geldim
Güneşin alnını karışladım
Sen oldum yana geldim
Hem tazeyim hem bayat
Yeme beni yanımda yat
Dem oldum çaya geldim
İç beni
Hiç beni

Naci ELMALI

8 Mart 2012 Perşembe

KİBİR DENİZİNİN GÜNCESİ

Dün
...
Hiç bilmediğin denizde
bildiğin duaları savururdun
Yüzme bilmediğin için
salya sümük yalvarırdın
samimiyetle yapardın bunu.
Salya sümük dedim ya
boğulmamak için

Bugün

Köpekleme yüzmenin mucidisin

Yarın

Kıyıya çıktığında
ilk yapacağın iş ne biliyor musun?
şöyle uzun uzun bakıp denize
şişirip ciğerlerini uzun uzun
kendini öveceksin
nasıl da boğuştum şu azgın denizle deyip
göğsünü gere gere
dalgalara söveceksin

Bir şey de var ki hiç bilmeyeceğin

Sonsuz

Seni kağıttan bir gemi gibi
güvenli kıyıya taşıyan dev dalgalar
tek bir emirle yaptılar bunu
“ol” denilen oldu

Sen kurtuldun belki
ama sende saklı olan
o uçsuz bucaksız
masmavi çarşaf gibi
kibir denizinde
bir insan kayboldu

Naci ELMALI

CAMA YAZILAN...

Bir su bardağıydı cam
Camdan bir bardaktı su
Sudaki soğuktu buğu
Buğudaki sıcaktın sen

Bir çay bardağıydı cam
Camdan bir bardaktı çay
Çaydaki sıcaktı duman
Dumandaki firardın sen

Paşabahçe Cam Fabrikası'nda
Bir cam ustasıydı Recep
Recep'teki emekti cam
Emekteki dudak iziydin sen

Paşabahçe Cam Fabrikası'nda
Endüstri mühendisiydi Oya
Camlara ruhunu veren
Ruhtaki kaşık sesiydin sen

Paşabahçe Cam Fabrikası'nda
Temizlik görevlisiydi Hasan
Yerde, zerre cam bırakmayan
Cam kırığı sesiydin sen

Kim miydim, bütün bunları bilen?
-boş bir çay tabağıydım ben

Naci ELMALI

6 Mart 2012 Salı

ÜÇ EVRE




     















- I -


Güneş geçti zaman
Ben ki
Kışından baharı eksik olmayan çocuk
Gözümü alan her güneş ışığından
Masal kahramanı olmaya öykündüm
Oyuncak geçti bu yüzden
Yere fırlatılınca kırılan
Her "An"

- II -

Deniz geçti zaman
Ben ki
Ayın şavkından muzdarip yakamoz
Varlığımı kanıtlayan her kürek kımıltısından
Var olmaya öykündüm
Kar suyu geçti bu yüzden
Denizkızının kulağına kaçan
Her “An”

- III -

Yağmur geçti zaman
Ben ki
Karından kardanadam olmayan adam
Düşen her yağmur damlasından
Kar olmaya öykündüm
Sağanak geçti bu yüzden
Ahmakıslatan
Her "An"

Naci ELMALI
06.03.2012