Muharrem Doğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muharrem Doğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2012 Çarşamba

Dört Gecem

      


Ne nefesti aldığımı sandığım ciğerlerime
Ne de sevgiydi yüreğimde tattığım!
Hep yabancımdı yakınımdakiler
Kulaklarım tüm seslere sağır
Tüm gördüklerime kördü gözlerim
Güneşli gündüzlerin karanlığında
Tek ağlayan Neptün’dü yalnızlığıma; ıslaktı gecem.

Sonra sen geldin olağandışılıkların içinden
Tanışmamız alfabetikti seninle
Radyolink sesler döküldü ardından kulaklarımıza
Kurşun gibi ağırdılar…
Torbasında parmak izlerini bırakıp gittin acı bademlerin
Mevsimler ötesine gittin; yalnızdı gecem.

Hiçbir şey yerli yerinde değil
Bir yerlerde geceler savaş
Gündüzler barıştı başka yerlerde
Hangimiz inanırdık söyleseler
Ankara’da, karlarda öpüşeceğiz seninle
Ve bir sabah, tenimde terin kurumadan daha
Yağmurlarla uğurladım seni; kupkuru gecem.

Şimdi 
Güneşli gündüzlerim gelmekte seninle beraber
Gecelerimde dolunay beyazlığı
Her nefeste sensin içime dolan
Hep seninsin gözlerimin gördüğü
Az kaldı, çok az kaldı
Güneş gibi doğacaksın şehrime
Ama bu kez batıdan; aydınlık gecem.

Muharrem DOĞAN

17 Ekim 2012 Çarşamba

Mektup




Hiçbir şey yazmasan da olur, yolla boş.
 Bir beyaz kağıdı, bir beyaz zarfın içinde.
   Elinin teri, gözünün nuru ve bir damla yaş

   Bilirim ki yüreğim, yüreğinin içinde.


   Muharrem DOĞAN

Dört Dizelik Duygular_VI

15 Ekim 2012 Pazartesi

A∩B=Ø



ortak noktamız yoktu ki hiç
ve kesişemedik seninle 
hiçbir zaman aynı noktada.

a ve b kümesi ayrıktı 
ve boşlukta
paralel iki doğruyduk seninle biz 
bir birim yakındık belki birbirimize ama 
kavuşmamız sonsuz kadar uzakta 

Muharrem DOĞAN

NE YAPACAKSIN?




Sudan,
Sesten,
Işıktan uzakta,
Dağ başında değilim.

Şükür ki;
Nereye baksam insan!
Apartman,
Su sesi,
Gün ışığı,
Ve
daha neler neler...

Ama
Bütün bunlara rağmen ben,
Yalnızım.
Öyle bir yalnızlık ki:
Değil dost başına,
Düşman başına.

Hele
Yok mu o
Tanıdık bir yüze
Alışılmış söze
Anaya
Babaya
Kardeşe
Sevgiliye hele hasretlik.

Akşam olunca,
Dolunca odaya korkunç sessizlik...
Resimlerine bakmayacak sevgilinin,
Bir sigara yakmayacak ardından,
Bir şiir
Bir şarkı
Bir iç çekiş...
Ve
İçmeyip başka
Ne yapacaksın?

Muharrem DOĞAN

27 Haziran 2012 Çarşamba

CESARET



Bir seferinde de
“çocuk kemeri” isteyeceğim.
Yalnız başıma çıktığım
Uçak yolculuğumda.

Muharrem DOĞAN
19.06.2012_VAN

4 Nisan 2012 Çarşamba

Yıl Dönümü

YILDÖNÜMÜ

Yıllar önce bugündü.
Beyaz bir gül gibiydin,
_________________gördüm.
İlk buse yanağına
Hele elini ilk tutuşum:
_________________Sanki ateşte yandım.

Yıllar sonra bu gün de:
Aynı ateşle yanmakta gönlüm.
Biraz kül,
_______biraz duman yok diye:
_________________________Sanma ki o ateş söndü.

Kalp yangını duman vermez;
_______________________bilirsin.

Muharrem DOĞAN
Ekim 1993_ANKARA

26 Mart 2012 Pazartesi

ADINI BEN KOYDUM, ŞEBNEM.

"Bir annenin, eskimiş kazağının kollarından çocuğuna pantolon yapması, nasıl bir yoksulluğun göstergesidir?"

O’nu ilk gördüğümde, kenarlarında yarım ay şeklinde küçücük ısırıkları olan salçalı ekmeğini hemen yanı başındaki bir taşın üzerine koymuş, oturuyordu. Diliyle ıslattığı kurumuş dudaklarını ısırırken; bir eliyle kısacık kesilmiş saçlarını alnından ensesine doğru kaşıyor, diğer eliyle de hem yüzüne hem de taşın üzerine bıraktığı salçalı ekmeğine üşüşen sinekleri kovalıyordu.
Beni fark etmemişti henüz.
Sesimi çıkarmadım.
Üzerinde mor renkli bir pantolonu, dayanılmaz sıcağa rağmen kazağı yetmezmiş gibi onun da üzerine giydirilmiş naylonumsu kumaştan açık mavi bir elbisesi vardı. Boynunda eski bir tespihin boncuklarından ipliğe dizilerek yapılmış kolyesi ile elbisesinin eteği, kol ağızları, omuz ve göğüs bölgesindeki makine işi fistoları da olmasa; O’nun bir kız çocuğu olduğunu anlamak, neredeyse imkânsızdı.
Panda yavrusu gibi bacaklarını her iki yanına hafifçe açarak oturduğu yerden, çıplak ayaklarının altları görünüyordu. Gün boyu üzerinde yalınayak dolaştığı toprak zeminden ötürü, ayaklarının altı da siyah bir köseleyi andırıyordu. Ayaklarının üstü ile küt parmakları, oraya, Afganistan’a özgü un gibi toprağın tozu ile sanki biraz daha mı beyazdı? İlk bakışta ayaklarına göre daha temizce görünen elleriyle; sanki parmaklarından birinin ucuna bir diken batmış, o dikeni çıkarmaya çalışır hali vardı. Arada bir başını kaldırıp etrafına bakıyor; sonra salçalı ekmeğinden bir parça daha koparıp, yeniden taşın üzerine bırakıyordu.
Biraz uzağında bulunuyor olsam da ekmeğine üşüşen sineklerin rengi gibi bir çocuğa, özellikle bir kız çocuğuna hiç yakışmayacak kadar kara ve kirli yüzünde, o anda olduğu gibi, gelecekteki kaderini kısmetini de görebiliyordum.
Bir süre seyrettim O’nu.
Sessizce...
Nefessiz…
Yanına biraz daha yaklaşıp, fotoğrafını çekerken göz göze geldiğimizde; üzerimizdeki kızgın güneşin etkisiyle de biraz, kısarak baktığı gözlerini kaçırmıştı benden. Belki de hayatında gördüğü ilk yabancıydım.
Kim bilir?
Korktu!
Bulunduğu yerden, minik bir serçe telaşı ile evinin olduğu yöne doğru kaçarken koşar adımlarla; çıplak ayaklarına batan taşlara da aldırmıyordu hiç. Bir kesek parçası, ayağına takılıp yere düşmesine, toza toprağa bulanarak bir loğ taşı gibi yuvarlanmasına neden olmuştu.
Nasıl üzüldüm, nasıl içim parçalandı o haline…
Ahh! Anlatabilsem size...
O anda yere düşen sanki o değil, bendim.
Gözlerimi kapatıp, her iki omzumu boynuma doğru çekerek birleştirdiğim ellerimi, öyle bir sıkmışım ki: yüzüğümün parmağımda oluşturduğu ezikliğin acısını, çok sonra hissedecektim.
Bacaklarımı, dizlerim birbirine değecek şekilde sıkarak: “Şebneeem!” diye bağırdığımı anımsıyorum en son…

Adını ben koydum.Şebnem!

Vücudumda ne kadar tüy varsa, hepsinin diken diken oluşuna tanık olmak…
İnsanın, başından aşağı kaynar sular dökülmesinin tam anlamı ile ne demek olduğunu anlamak…
Tenimde, üzerine tuz serpilmiş salyangoz acılarını hissetmek o anda…
Ben seni nasıl unuturum Şebnem?

Yere düşerken attığın o çığlığını, ömrüm boyunca başka hangi ses çıkarabilir kulaklarımdan?

Gözyaşlarınla ıslanan yüzündeki o tozun, çizgi çizgi çamura dönüşmesini hele... Başka hangi görüntü silebilir gözlerimin önünden?


Kendini zor bela attığı o evlerinin bulunduğu avlunun, muhtemel bir havan topuyla yıkılmış duvarının ardından, yüzünün yarısını çıkararak bakarken bana; oturduğu yerdeki taşın üstüne, salçalı ekmeğinin hemen yanına bir paket çikolata bıraktım.
Gördü beni, biliyorum.
Geri gelmesini, almasını bekleyemedim ama.
Kusura bakma olur mu Şebnem?
Al o çikolatayı oradan ne olur…
Belki de ilk kez tadacaksın çikolatayı!
O tadı da beni de sakın unutma Şebnem!
Ben seni hiç unutmayacağım…
O çikolatayı alıp yerken küçücük ellerinle; seni görmeyi ne kadar çok istedim, bilemezsin.
Yanımda sana verebileceğim başka bir şey de yoktu, inan bana.
Elimde olsaydı eğer tutup elinden seni, en güzel sofralarda doyasıya yedirmek, tepeden tırnağa giydirmek isterdim rengârenk elbiselerle.

Ve hâlden anlamaz, kıymet bilmez bazı çocukların yaşadığı uzak ülkelere götürmek...
Dokunamadım sana, tutamadım elinden, çenenden tutup çeviremedim yüzünü yüzüme.
Parmak uçlarımla büzemedim dudaklarını hafifçe…
Gözlerimi kısarak, senin gibi bakamadım ya gözlerine yakından…
Ama bil ki; kösele gibi kara, kuru da olsa yanakların, seneler sonra aklımda, o çocuk yüreğin gibi tertemiz duruyorsun.



ÜÇ VAKİTTE ÖZGÜRLÜK

ağla çocuğum ağla
bu günler geçer elbet!
varsın
gözyaşların billur billur ışıldasın
gözbebeklerinden


ağla çocuğum ağla
bu günler geçer elbet!
bir gün
tertemiz bir dünya yansır gözlerine
nasılsa gülersin kahkahalarla içten!


ağla çocuğum ağla
bu günler geçer elbet!
biliyorum
binlerce gül açılır gözlerinde
cıvıldaşır binlerce kuş
yaşam ışıklarla donanır
mutlu olur tomurcuklar
çiçeklenir sevincinden.


Muharrem DOĞAN
Afganistan’dan İnsan Manzaraları - I
2005-2007

Vasiyet

Gün olur
Ecelim gelir de hani
Yanmadan ölürsem aşk ateşlerinde
Yakın beni

Salkım söğüt dalları getirin
Gediz Nehri’nden
Musabey’den şeftali çekirdekleri
Bir çıngıl sultaniye üzümü de olsun içinde
Bağ çubuklarının
Liseli bir kızın
Kitap sayfaları arasında kurutulmuş
Çiçekler de koyun koynuma
Yakın beni

Söyleyin
Toprak testilerde ayran yapsın
Menemen’li dostlarım
Tek şekerli tadında çayım
Umurlu suyundan olsun.
Dudaklarıma sürün...
Ardından
Bol anasonlu rakılar da dökün üstüme
Yakın beni

Camdan
Küçücük bir kavanoza koyun küllerimi.
Kapağını yarı açık bırakın
Çandarlı Körfezi'nden denize atın
İmbat rüzgarlarının estiği
Bir akşam üstü

Yakın beni

Muharrem DOĞAN
"Ege'li Yüreğim"
1999
ANKARA

SON

Ya öyle
Ya da böyle
Kurtuluşum yok,
Biliyorum.
Ya hasretten buralarda
Ya da kavuşunca sana sevinçten:
Gebereceğim.

Muharrem DOĞAN
Kasım-2006

25 Mart 2012 Pazar

Gitmeliyim

Gitmeliyim
Kitaplarım özlemiştir beni
Camdadır karım
Çocuğum merdivenlerdedir
Sıkılmıştır askısında bıraktığım gömleklerim
Gitmeliyim
Sonra
Düşlerim yastığımdadır
Terime hasrettir çarşaflarım
Gitmeliyim

Muharrem DOĞAN
2001_Bodrum / MUĞLA

13 Mart 2012 Salı

HAYAT BİLGİSİ


 Yılda oniki ay
Ayda dört hafta
Haftada yedi gün
Yedi gün Çarşamba.

Muharrem DOĞAN
Dört Dizelik Duygular-II

12 Mart 2012 Pazartesi

DENİZ VE KÜLLER

güneş
gömülsün sularına denizin.
gökte
çiçek açmış nar ağacı olsun bulutlar.
anlıyacağın,
yine akşam olsun izmir’de.

sahilde,
kumların üstünde bir yerde
bir kucak çalıyla
bir ateş yakalım önce.
dalgaların köpüğü denizde
kıyıda kumların tepecikleri
senin ellerin
benim yüzüm kırmızı
aynı alev renginde.

hele
elim eline değsin
hele
yüzüm yüzüne senin.
bin kucak çalıdan
bin ateş yansın içimizde.
alevler,
ateşini kıskansın yüreğimizin.
hem o yansın bir yandan
hem biz yanalım.

ardından
deli bir rüzgar çıksın daha sonra
savursun göklere küllerimizi
biz
denize
düşelim.

Muharrem DOĞAN

8 Mart 2012 Perşembe

DÖNGÜ




Bir demet çiçek olsam,
Yarin göğsünde solsam.
Yar ağlasa soldum diye,
Gözyaşıyla canlansam.


Muharrem DOĞAN
Dört Dizelik Duygular-VI
Kabil / Afganistan-2005